A-Sosyallik mi? Benim işim

Çok yoğun günler geçiriyorum, o kadar ki, dakikalarla randevu vermeye başladım insanlara. Bu beni nasıl mı etkiliyor? Sudan çıkmış balığa döndüm ya, ben rahata alışmış biriydim. Neler oldu bir ayda, her iş üst üste geliyor. Üstelik hiç biri bir sonuca bağlanmıyor. Böyle karmaşık ve garip işte.

Neyse, aldığım karardan bahsedeyim biraz. Hem işlerimi yoluna koymak ve aynı anda dersleri boşlamamak adına a-sosyal olmaya karar verdim. Blogger, msn, facebook, twitter gibi bilgisayarda çok vakit geçirmemi sağlayan şeylerden vazgeçtim an itibariyle. Zorunlu olmadığım sürece sosyal medya ve sosyal günlüğüm ile ilgilenmeyeceğim. Sizleri de boşluyor gibi oluyorum biraz ama böyle olması gerek. Yoksa hayallerimi senelerce ertelemem gerekecek.

Biriyle tanıştım ve galiba tanıştığım kişi o beklediğim melek vasfına birebir uyuyor. Kalbimi titretip, o üç harfi yanyana getirmeme sebep oluyor. Yıllar sonra düşüncelerim yine netleşiyor ve doğru bir iş yaptığımı hissediyorum.Galiba oluyor. Her şey yoluna girmeye başlıyor. O’na karşı hafif duygulardan öte yoğun duygular besliyorum ve bu duyguları ona sunmakta acele etmiyorum. Onu, hayatımı yoluna koymama yardım edecek bir yıldız kümesi(isminden dolayı) olarak görüyorum ve yavaş yavaş gelecekte, geçmişe seyahat planlarımız oluşuyor.

İşte böyle, bu benim 1 ay sonraki yazıma kadar yazdığım son yazı. Bayramdan sonra tekrar yazarım.

Hadi Eyvallah.

Hayatım’ın Sıkıcı ve Enteresan Günleri

Garip.. Kaç kündür yazmak için başlıyorum ama bir türlü yazının sonunu getiremiyorum, yarım yarım yayınlamak da olmuyor ama en sonunda bir kaç gündür yaşadığım şeyleri özet halinde anlatmaya karar verdim. Son yazımı yazdığımdan beri geçen günlerin hepsini anlatmak yerine şu son günümü anlatayım da bir özet olsun dedim sonra da. Ufak bir karar değişikliği göz çıkarmaz sonuçta.

Okulda bir öğrenci kulübümüz var. Kulübün, dün saat 11.00 de aktif üye toplantısı vardı. Biraz açıklayayım, kulübe yeni katılmak isteyen arkadaşlara kulübün içeriğinin anlatıldığı bir toplantı. Benim çocukluktan kalma bir toplum önünde konuşma fobim var. Fakat bu fobiyi yenmek için, ilkokuldan beri her etkinlikte bulunmak için önce ben atıldım. Şiirler okudum, tek başıma konuşmalar yaptım. Yine de hazırlıksız konuşmalarda zorlanırım. Kimseye hissettirmeden ayaklarım titrer terlerim. Neyse, ona gitmek için sabah erken kalktım, rutin sabah koşusundan sonra eve gelip biraz uzandım ve saat 10 da minibüs beklemek için dışarı çıktım. Önceki yazılarımı okuyanlar ya da beni tanıyanlar bilirler ben bahtsızlığı bahtıma yorabilen bir kişiliğim ve bu sebepten dolayı bahtım hiç açık olmaz. Neyse, geçen 4 minibüs dolu olduğu için beni almadı ve otobüse de sığamadım. En arkadan gelen minibüse bindim zor bela onda da merdivene oturmam gerekti.(Polis, ayakta olduğumu görmesin diye.) Toplantıya 11 de yetiştim ve konuşmaya başladım. Ufak bir konuşmanın ardından istediğim mesajı verdim ve benimle birlikte çalışmak isteyen 1 kişi bulabildim.(Sorun yok, bahtsızım.)

Daha sonra 2 de bir toplantı daha vardı 2.öğretim arkadaşlar için, onlara da konuştuk daha sonra 5 te olduğunu sandığım dersin 3 te olduğunu öğrendim. Yazı çok sıkıcı oldu farkındayım ama böyle gitmeyecek umarım. Neyse dersin 3 te olduğunu 4.15 de farkedince dersimi de kaçırdım ve çarşıya çıktım. İki tane sweat aldıktan sonra bir tam ekmek döner yiyip eve döndüm. Şu an kafamın karışıklığından dolayı kaçırdığım dersi hazmetmekle meşgulüm.

Eve geldiğimde her zaman yaptığım gibi twitterımı açıp iki gün kadar önce twitter’dan konuştuğumuz(tartıştığımız) bir kız ile tanıştım. Beni aşağılıyor kendisi. Ben de ona bir kez yılan dedim. 🙂 İlk kez biri ona hayvan ismiyle hitap ediyormuş, öyle dedi bana. Ben de hiç bir şeyden memnun olmayan birine ihtiyacım var benim dedim. İçten içe mutlu olmalı benim aradığım kişi dedim. Yani herkese göstermemeli mutluluğunu dedim. Tabi onun hiç mutlu olmayan biri olduğunu düşünmüyorum. En azından benden cesur olduğunu söyleyebilirim. Çünkü benim twitter’a fotoğrafımı koyacak cesaretim yokken, o koymuş. Güzel bir kız, zaman neyi gösterir bilemiyorum.

Gerçekten çok üzüldüğüm bir konuyla karşı karşıya kaldım bugün. Hayatını bahtsızlıktan, bahtına yoran bir idolümü kaybettim. Evet o gökten düşen 3 elmanın birinin sahibiydi. Steve Jobs’u kaybettik. Dünya ona borçlu diye düşünüyorum ben. Üzüldüm yani, kanserle mücadelesi olsun, evlatlık verildikten sonraki mücadeleleri olsun, benim için büyük bir örnek teşkil ediyordu. Daha fazla konuşmak istemiyorum. Ailesinin yasına saygı duyuyorum. Ve twitter adresini 3 gün önce takip etmeye başlamıştım. Nasip..

Yine her şey bomb.k afedersiniz. Ama öyle yani, hiç bir şey düzgün gitmiyor. Neye elimi atsam, elimde kalıyor ama hala bir umudum var düzelecek.

Hayat dediğimiz ne ki zaten, uzun bir yolda yürümek bana göre. Bir de aşk var değil mi, onun da tanımını yapa yapa bitiremedik. Yalnız kalmanın anlamını anladığımda, sensiz kaldığım günlerin saniyesini hesaplayan hesap makinesi icat edildiğinde ve Dünyaya yağan kırmızı karı biz de görebildiğimizde, bütün insanlık mutlu olacak ve o zaman aşk’ın tanımı net bir şekilde belli olacak. Bu da benim kehanetim olsun.

Bu yazının da sonunda sadece üç nokta…

Bir parça koptu yine kalbimden, etkisi bütün bedenime yayıldı. Kalbimden kopan parçanın sırrı, aşık olduğum şahsa soruldu. Ben bilmem dedi ve sıyrıldı bütün suçun arasından. Ortada kalakaldım öylece.. Kalbi kopuk bir birey oldum.

Yalnızlığın sırrını çözmeye yaklaştım son günlerde. Şimdi annem olsaydı,yalnız kalacağına ders çalış derdi boş işlerle uğraşma.. Bir yandan bakıyorum o da haklı. Uğraştığım boş işleri ardı ardına sıralasam bomboş bir birey olduğum ortaya çıkar. En basitinden radyo yayını mevzuu. Onu anlatmadım size doğru. Bir radyo yayını yapıyoruz, birkaç arkadaş ile birlikte. RadyoEM diye. Orada yayın yapmaya başladım da. Pek dolu bir iş olmadığına karar verdim ve artık keyfim olmuyor pek yayın için. Neyse gelelim benim kabimden kopan parça kısmına.

Öyle bir parçayı aldın gittin ki benden, sanki seni tekrar bulamazsam 3 ay içinde öleceğim. Böyle kime yazdığım da belli değil ya. Bu ‘yazmak’ sözcüğünün anlamına vakıf oluyorum galiba yavaş yavaş. Yazdım sana sevgili, yazdım da sen anlamadın. Sonra sen bana söylemedin dedin ve o parçayı koparıp gittin bedenimden. Garip, yalnız ve sessizlik içerisine düşen bir ben oldum yine. Gözlerimi yaş damlaları doldurdu. Bu yaş damlaları kalbimin acısından değil, diğer organlarımın hasretindendi. Saçma sapan düşünceler deryasıyım ben diyorum ya. Aşkı anlatmaya çalışmıyorum size, çünkü herkes biliyor anlatılmaz yaşanır bir şey olduğunu bence. Yanlışım varsa hemen düzeltin. Neyse ya, boşverin.

Samimi bir eda, yalnız bir kimse, ağlamaklı gözler şu anki ruh halimi anlatabilecek anahtar sözcükler. Buraya yazarak yazıyorum sana diyebildiğim bir sevgili. Garip bir ruh hali benimkisi, öyle ki ne yalnızlık tanımlayabiliyor ne de bu yazının sonun koyduğum üç nokta…

Dünyalarla Değişirim Seni

Öyle büyük bir heyecana sahip oldum ki sebebini bilmiyorum. Sanki tekrar aşık oldum. Sanki Dünya yenilendi gözümde. Ağlamak istiyorum böyle bir heyecana sahip olduğum için. Neden yaşadığımı bilmiyorum ama bir sevgilim olsaydı onun yaşatacağı heyecan bu olsun isterdim ya da bunun gibi bir şey. Sanki ikimiz de elele tutuşup gökyüzünden yere doğru süzülüyormuşuz gibi hissetmek isterdim tabir-i caizse..

Neden bir arayış içerisindeyim ki sanki. Er geç bulacak o kişi beni ama bir arkadaşıma verdiğim cevap gibi aradığım kadar aranacağımı düşünmemden dolayı bu arayışım. Kalbim boşluktan sıkılıyor artık, neden ben de mutlu gözüken evlenmeyi düşünen insanlar gibi olmayayım. Neden okul bittikten hemen sonra evleneceğim mutlu bir birlikteliğim olmasın ki. Acele etmek de istemiyorum çünkü benim bir sevgilim olsa, onun hayatına göre yaşardım ben. Zaten kendimi hiç düşünmem ki, yaptığım her şey onun için olurdu.

Ama yok işte, ağlamaklı olma sebebim bu işte. Hayatımı onun hayatıyla birleştirip tam manasıyla onun için yaşamak istiyorum artık hayat!! Anla beni. Ve sıkıldım artık yalancı insanlardan beni terk ederken bile yalan söyleyenlerden. Ben beni sevebilecek benim de onun için yaşayabileceğim birini arıyor, onu Dünya’yla değişmek istiyorum.

Gel bul beni de, Dünyalarla değişeyim seni..

Kar Tanesinin Aşkı Gibi

O gün gelir ve bir kar tanesi düşer gökyüzünün en tepesinden. Dünyaya doğru düşmeye başladığında parlak bir ışık keşfeder ve ona bakarak düşmeye başlar yeryüzüne. Düşer ve düşer..

Yeryüzüne düşmeye başladığından beri hep aynı amaca doğru yönelir ve o ışığa ulaşmaya çalışır ama nafile, Dünya onu çeker. Uzaklaştıkça o bakakaldığı ışıktan, daha çok özlemeye başlar onu ve sonunda olan olur. Kar tanesi Güneş’e aşık olur. Uzaklaştıkça sever güneşi, yere düşene kadar çabalar durur güneşe varmak için. Yere vardığında da vazgeçmez aşkından o kartanesi. Hala aşıktır güneşe.. Sonra onu yukarılardan gönderen bulut çekilir güneşin önünden ve yavaş yavaş öldürür güneş kartanesini.. İşte bu yüzdendir çabuk erimez kartaneleri.

İşte kar tanesinin Güneşe aşkı böyle biter. Her ne kadar mutsuz gözükse de, her kar yağdığında bu aşk kendini tekrar eder.

Benim de aşklarım böyleydi, bütün güneşler beni eritti bitirdi. Karıştım diğer kar tanelerinin arasına, ağlamaklı olduğumda, neden böylesin diye soranlar oldu tabi. Ne deseydim onlara? Kar tanesi gibi aşık oldum ve eridim mi? Artık temkinli atıyorum adımlarımı aşka doğru ve okunur okunmaz bilinir bilinmez yazılar yazıyorum. Boş uğraşlar buluyorum kendime ve üniversite hayatımda kalan son iki senemi, değerlendirmeye çalışıyorum.

Erteledim aşkı ta mezun olana kadar tabi benim bulutum beni bırakana dek yeni bir aşk yaşamayacağıma söz verebilirim ancak. Amacım uzun cümleler kurarak kafanızı karıştırmak değil, amacım aşkın manasını ufak cümlelerde saklanmadığını anlatmak. Daha fazla yazmayayım da muhabbetin kulağına kar suyu kaçmasın.

Doktorlar, Üniversite, Post it..

“Görünüşte” zayıflığım yüzünden gittiğim doktorun bana verdiği ilaçlar çok etkili çıktı. Dün içtiğim şekerli Türk Kahvesi x3 etki bile etmedi. Gerçi hiç etki etmiyor da..

Bloguma yazdıkça, arkadaşlıklar edinip canlanıyorum. Derslerime çalışma hevesim artıyor, kendimi daha zeki hissediyorum. Yüzümde oluşan sivilcelerin psikolojimden kaynaklandığını düşünen bir doktorum vardı bundan bir önceki doktor saçma sapan anti depresanlar vermişti. Antihisteminik ilaçlar falan. Tabi ben bu ilaçların etkilerini prospektüse bakmadan bilebilen biriyim çünkü lisede ‘o kız’ için yaptığım araştırmalar var.

Endüstri Mühendisliği okumamdan bilsebep(mütevellit “bu kelimeyi de çok severim. :d”), her şeyi geliştirme, yeni yeni şeyler düşünme havasındayım. Post-it konusuna taktım son günlerde duvarımı postitlerle dolduracağım bakalım, çalışmama mı sebep olacak yoksa kafamı daha çok yazılarıma mı vereceğim göreceğiz. Bu pazartesi okul başlıyor. Aslında geçen hafta başladı da gitmedim. İlk hafta kim okula gider ki..

Yeni yeni hocalar, zor zor dersler, sınıfta kaldıklarından dolayı sayısı azalan sınıfım. Garip bir sene olacak ama hadi hayırlısı bakalım.

Not ortalamamın yüksek olamamasından şikayet eden bir ailem var. Yüksek olacak da ne olacak diye de direten ben. Çap yapacaksın daha az para vereceğiz diyorlar.. İsterseniz hiç para vermeyin okumayayım diyorum ben de..

Bilgisayarın altına sayısal loto kuponu sakladım. Paşam dediğim çok yakın bir arkadaşım sayısal loto ve süper loto oynamamı istedi ben de oynadım süper loto dün çekildi ve 3 ayrı kolonda 3 ayrı sayı tutturmuşuz. Çok sevindik. Çünkü önceden ancak bir kolonda 1 tutturabiliyorduk. Sayısal loto daha çekilmedi bakalım ama açık ve net söylüyorum sayısal çıksın bu siteyi muhendisuledebiyat.com a taşırım.. Şimdi de taşıyabilirim ama burda iyi bu.. :))

Twitter hesabındaki mesajlardan tiksiniyorum. Çünkü mesaj gelince uyarmıyor. Sevmiyorum onları.. O yüzden bana mail adresimden yazın veya facebook’tan.. facebooktada takma adım ceomerkerim bu arada..

Hoşçakalın şimdilik.

Örnekler;

Bugünden Detaylar

Buluştuğum ilkokul arkadaşımla ilgili detayları anlatmak istedim. Daha önce de anlattığım gibi bahtsızlığım burada devreye girdi tabi ve gerçekten eğlenceli bir buluşmaydı, ben eğlendim tabi de bir de bunu ona sormak lazım.

Alışveriş merkezine sadece 5 dk önce gittim yani beni 5 dk. bekletti. Bir kız için bu muhteşem bir süredir. Siz onu bekletemezsiniz ama o sizi yarım saate kadar bekletebilir normaldir. Geldiğinde aradım ve nerde olduğunu sordum ben kahve dünyasına oturmaya karar verdim dedim ama o kahve dünyasına oturmak istemediğini söyledi. Tabi hemen anladım kesin bilmiyor ki kahve dünyasında da sigara içilebiliyor. İlk gördüğümde bulanık bir görüntü vardı gözlerimde, gözlüklerim yoktu ondan herhalde.. 🙂 Sonra görüntü netleşti tam da beklediğim gibi biri geldi. Kahve dünyasına oturduk ve dışarıda üstü açık bir yere oturduk yağmur yağacağını göre göre.. 🙂 Sonra yağmur yağdı tabi doğal olarak başka bir yere geçtik, önce 77 yi seçmiştik sonra 69 a geçtik ve sonra oraya da yağmur geldi ve 57 ye geçtik en son 71 de karar kıldık. Oraya yağmur gelmesi için çatının yıkılması gerekiyordu. Neyse eski günleri konuştuk öyle hayattan konuştuk. Neler yaptıklarımızı anlattık birbirimize ben şanssızlığımdan bahsettim biraz, başıma gelen ufak şeyleri anlattım. Sonra annemler falan herkes bizi çıkıyor biliyor biliyor musun dedi birara, tabi açıkladım hepsine tek tek dedi. 🙂 Konuştuk gülüştük, muhabbet daha güzel olsaydı iki sigaradan daha fazla içebilirdi herhalde. Demek ki muhabbet güzel değildi sonra kalktık leyla gibi dolaştık koca alışveriş merkezini.. Dışarıya çıktık ve yağmur dinmişti. Otobüs durağına kadar gittik ve 3 dk sonra otobüs geldi. Ben yağmur yağıp ıslanacağımın bilinciyle, o ıslanmamanın mutluluğuyla ayrıldı, teşekkür etti. Bu kadar yani sonuç tek bir şarkı ile özetlenebilir.
Buyrun, özet şarkı..   😉