Yağmurda Islatmak İstersin Hayallerini

Bir blogger, sadece kendi hasretinden bahseden kendi hüznünü sayfalara döken. Arada bir kitap tanıtımları yapan. Kendi halinde bir blogger. Acı bir hatıradan dem vuran eskide kalan ama hatırlayabildiği hatıralarını yazıya döken biriyim ben.

Bugün ilkokulda iki sene kadar yanyana oturduğum bir arkadaş ile buluşacağım. Tabi ilkokul arkadaşı diyince dalga geçilir hep ama olsun. Ben test ettim tamamen hislerimiz duygularımız beğendiklerimiz nefret ettiklerimiz uyuşuyor. Tabi hemen atılıp, ben sana aşık oldum demiyeceğim. Çünkü aşk benim için artık korkutucu bir şey. Yazılarımda hep birilerini aradığımı yazıyorum ya, aslında ben aramıyorum. Arayan biri varsa, aradığını bulmasını bekliyorum. Çok garip ve manasız bir cümle oldu sanki bu son kurduğum. Anlatmak istediğim, benim seni aradığım kadar değerin oluyor gözümde, bulduğumda sana verebileceğim değer bu kadar yani. Ya da senin beni aradığın kadar bulma ihtimali artıyor. Neyse karıştı yine kafalar, sözcükler birbirine girdi.

Yağmur hastası bir yazarım ben, o kadar ki sırılsıklam olmak yetmiyor bana, her sırılsıklam olduğumda, aşık olmak geliyor içimden. İlla ki bir canlıya değil, neye olursa aşık oluyorum, dağa, taşa, toprağa, bazen bir yağmur damlasına. Sözcükler ardı sıra geliyor. Aynı sağanak yağan yağmur tanelerinin ardarda düşüşü gibi. Sensiz geçen günleri ardarda döküyor yeryüzündeki toprağa ve taşa kainat. Ağlıyor adeta gökyüzü, gülmeye çalışıyor güneş, sensizliğe hasret kalmanın burukluğuyla benim gibi. Sana aşık değilim artık çek git hayatımdan. Bir kez daha aramaya kalkarsan hiç düşünmeden suratına kapatacağım bütün yaşadıklarımızın yazdığı defteri. Mecazi anlamlarda boğulup yağmura sevineceğim yine. Sonra yazdıkça yazacağım, yağmurda ıslanan hayallerimi.

Yakışıklı bir çocuk olmadığım net ve çok fazla aşk yaşamadığım da doğru. Lisede 1, ilkokulda 3 kişiye aşık oldum ben sadece. Bu kadar az aşk tecrübem olmasına rağmen aşktan dem vurabiliyorum nedense. Yine devrik devrik konuşmaya başladım. Neden böyle hemen duygusala bağlıyorum ki bilmem. Halbuki çok sert mizaçlı bir çocuğum ben. Çocuk diyorum çünkü aşkımı büyüttüm sadece ben yıllar boyunca içimde. Bütün yaşadığım aşklar platonikti. Bir tanesi hariç elbette. O kız’ın adaşıydı benim platonik aşk yaşamadığım kız. Bana çok uygundu tabi ve birlikte olduğumuzda üzerimizde biriken nazarları toplasam, dünyayı yerinden oynatabilirdim. Çünkü tamamen mükemmel bir çifttik dışarıdan. O da terketti beni lanet olsun. Sonunda pes ettim, aşkın üstünü çizdim.

Sonra hayallerimin peşinden koştum, mimar olmak istedim de ne oldu? Olamadım. O sözde dediği gibi çizdim hayalimin üzerini de, hayat oldu. Anladım ki etrafımdaki yalancılar çoktu. Yazdıklarımın sık olmamasının sebebi, son bir kaç gün içinde, bütün hayatımı bir deftere atamak oldu. Bundan sonra saçma sapan da olsa yazmaya devam edeceğim. Ben, Mühendis’ül Edebiyat olarak duygusal yazılarıma ve hayat hikayemi parça parça anlatmaya buradan başlayacağım ve burada bitireceğim.

Bugünkü buluşmadan ne çıkar bilmem ama artık her şeye temkinli yaklaşıp, her sözümü uzun süreler düşünür biriyim ben. Eğer buna katlanabilen bir ilkokul arkadaşım olursa o zaman belki olabilir, neden olmasın? Belki bugün yağmur yağar da, bir güzel ıslanırız. Ne dersin Mikail?(a.s.)

Kapı gibi yalnızlık

-Yalnızlık dediğin ömür boyu olur kerim.
+Yok öyle ömür boyu yalnızlık, benim yalnızlığım anlık.
-Yine şair gibi konuşmaya başladın ha..
+Hayat dediğin, şair olunca güzel bedenim.
-Peki, genç.

Ruh konuşmamı bitirdikten sonra, döneyim beni takip eden sevgili arkadaşlarıma. Zamanın birinde, bir arkadaşım böyle sonu yüklemle bitmeyen cümleler kurmamamı söyleyeli beri, böyle şeyler yazmamıştım. Her öneriyi değerlendirir, değiştirebildiğim her şeyi değiştiririm halbuki ben. Yine de bunu tam anlamıyla değiştiremedim.

Hayatım yalnız geçiyor. Mutlu muyum orası tartışılır tabi de, önemli olan yalnız geçmesi hayatımın. Her geçen gecenin ardından, yapmam gereken işleri sıralıyorum yine ardı ardına. Ne oluyor ertesi gün biliyor musun? Unutuyorum ya da bir sıkkınlık geliyor içime ve ben de hiç düşünmeden vazgeçiyorum yapacağım işlerden. Sanki vazgeçmek, işlerimi azaltıyormuş gibi. Sözde sinemaya gidecektik bugün kuzenlerle. Vazgeçmişler onlar da benim gibi, ablam ve kuzenim, burgaz’daki kuzenime gittiler. Deniz havası var ya orada, ben ne halim varsa göreyim, onlar denizin havasını alsınlar.

Bu sene okulun en zor yılı olacak, hissediyorum. Zaten 3.sınıf hep zordur. Ama yalnızlığın yanında, 3.sınıfın zorluğu vız gelecek gibi de gelmiyor değil. Lazanya’nın tabiriyle, ‘vampir’i hatırladım geçen gün yine. Kitap alırken, ona verdiğim bir kitap geldi elime. Tekrar almak istedim ya da tekrar bir kitap arkadaşım olsun istedim bilmiyorum. Vampir takma adı gerçekten uyuyor ona, kanımı emdikçe emiyor çünkü kötü kalbiyle. Hiç düşünmüyor, her geçen gün ölüme yaklaşıyor bu çocuk diye, her sene bir şekilde hatırlatıyor kendini ve her hatrıma geldiğinde ömrümden ömür çalıyor.

Neyse, yalnızlığıma dönelim, kapı gibi bir yalnızlık var şimdi önümde. Kimseden, hiç kimseden şikayet edemiyorum ki. Babam arada gelip sitem ediyor, hayatın bilgisayar oldu yine diye. Haklı şimdi adam, sabah bir oturuyorum, akşam yemek yemek ya da spor yemek için kalkıyorum başından. Yalnızlığımı twitterda facebookta gidermeye çalışıyorum ki bu imkansız. Düzenlemem gereken bir web sitesi var, şu derslerimi bir seçeyim de o işe yoğunlaşayım.

Görüşmek üzere, yalnızlığım, aç kapını da içine dalayım.

http://fizy.com/#s/12i39s

Ruh ve Kalp Yarışım

Gecenin bir yarısı.. Sessizliğin tadını çıkardığım anlardan birindeyim. Sessizlik dediğim anda aklıma sen geliyorsun nedense. Yeter artık kerim, unut geçmişi diyor yine benliğim. Ama ruhum farklı düşüncelere sahip gece yarısının se(n/s)sizliğinde..

Uzun geliyor artık geceler bana. Sabretmenin anlamına vakıf olup hiç vazgeçmemenin ne demek olduğunu anlıyorum. Her gece rüyama seni de koyuyorum. Sana şarkılar söylüyor, adını sayıklıyorum, sessizliğe. Ve susuyor gece, susuyor hayat, susuyor bu sensiz beden. Acılarım sadece bedenime etki etmiyor. Bir de ruhumun çığlıklarına katlanıyorum. Ruh çığlığı nasıldır bilir misin sen? Alışmamış bir beden için ruhun bir çığlığı, gözbebeklerinde biriken bütün yaşları akıtır önüne hiç bir şey anlamazsın. İşte bu duruma alışkanlık kazandı artık bedenim. Önceleri rüyalarıma girdiğinde vazgeçmenin önüne bir set koyardım gözyaşlarımla. Şimdi ise alışkanlık güçlendirdi bedenimi. Ruhumun çığlıkları etkilemiyor artık gözyaşlarımı.

Hep sensizlikten dem vuruyorum. Ağladığımı söylüyorum. Görmeden bilemezsin. Sevmeden anlayamazsın diyorum. Hatıraların en acısı şimdi gözlerimin önünde. Sessizlik ve sensizlik hiç yalnız bırakmadı beni. O yüzden hiç yalnızım diyemedim. Gecelerin sessizliğine boğuldum. Hep çırpındım ama bir türlü kurtulamadım. Acılarla yaşamayı öğrendim. Ruhumun gücünü keşfettim. Sensiz de yaşayabilen bir kalbim olduğunu hissettim.

Sessiz ağlamanın faydasını anladım sonra. Yeni bir hayata başlamanın gerekliliğini soruşturdum. Karara bağladım geçmişimi. Geçtiği gibi kalacaktı. Hiç değişmeden, neden öyle olduğunu sorgulamadan kalacaktı. Artık kalbim mutluluğa doğru bir yarış içerisinde. Ya ruhum kazanacak bu yarışı ya da gönlüm. Ruhum kazanırsa yeni ufuklara yelken açacağım. Eğer gönlüm kazanırsa, eskiden olduğu gibi olmak için otobüs durağında yaşlanmayı bekleyeceğim, hiç gelmeyeceğini bile bile.

Yarışın sonucu belli gibi aslında, gönlüm kaplumbağa ruhum tavşan gibi aslında. Olur da tembellik etmezse o yaşlı ruhum. Çok rahat geçebilir gönlümü. Sonucu ne olursa olsun. Bunu ancak geleceğimde görebileceğim. Yarışın kupasını ruhuma ya da gönlüme vereceğim.

Boşluğa Düşmek

Boşluktayım.. Düşüyorum hayatım boyunca hayal bile edemediğim uçurum gibi bir boşluktan aşağıya. Artık ne kazanacak bir şeyim var ne de kaybedecek. Bütün hayallerim benimle birlikte düşüyor. Ne etrafta tutunabilecek bir dal var ne de birlikte düştüğümüz biri. Boşluktayım hala, Dünyanın en uzun uçurumu bile olsa şimdi yere varacağımın farkına varıyorum. Ama hala yere varmadım. Yapacak hiç bir şey yok.

Bütün yaşadıklarım geliyor aklıma, bir de kurduğum hayaller var tabi. Uzun uzun düşünmüş hayaller kurmuştum. Şimdi ne oldu, düşüyorum işte.. Elbet bitecek bu uçurum ve ebedi alemde bulacağım kendimi. Düşünüyorum, acaba çok mu yaşadım ki. Ama artık sıkıldım düşmekten sırtımı çevirdim uçuruma yukarıya baktım. Bir de ne göreyim? Uzaklarda çok uzaklarda bir ağaç dalı. Hemen yüzümü yere döndüm. Bir tane daha denk gelirse, hiç düşünmem asılıp tutarım.

Uçurumun sonu yok, düştükçe düşüyorum. Çok garip bir duygu içimde ya kurtulursam heyecanı var. Düşüncelerim hızını almış durumda ve bir anda elimi sırtımın arkasına atıyorum bir ip tutuyorum sırtımdan. Hiç düşünmeden çekiyorum ipi ve paraşütüm açılıyor. Gözümün önünden geçen hayatım birden kayboluyor. Yaşarsam şunu yapacağım bunu yapacağım dediğim sözler bir anda zihnimde beliriyor.

Neyse, artık kurtuluyorum. Sonra gözlerimi açıyor ve cuma sabahına kocaman bir gülümseme ile başlıyorum. Bugün de kurtuldum..

(U)san(a)ma(ma)k

Çok soğuk geceler gördü bu beden,
Bir türlü vazgeçmedi sevmekten.
Usanmak kelimesinin ‘u’ harfini unuttu,
Hep sanmak geldi içinden.

Ağlamak erkeğe yakışmaz dediler,
Anladım gülmek, kadında güzelmiş.
Ağlayamayan erkeğe gülmek zaten gitmezmiş,

Kalbi durmuş; olduğu yere yığılmış erkek,
Sonra beklemiş sonsuza dek,
Bir seveni çıkar elbet..

Gözlerimden akan yaşların haddini bir ben bilirdim,
Bir de sensiz geçen gecelerin soğukluğunu,
Ta kalbimde hissettim.
Gökyüzünden yağanı kar sandım da;
Bir türlü u’sanamadım sevdiğim.

Mühendis’ül Edebiyat

Ramazan Davulcusu

Ramazanın vazgeçilmez geleneklerinden biridir davulcular, biraz onlardan dem vurmak istedim. Güm dede güm güm.. Hiç zaman kaybetmeden söylemeliyim ki kesinlikle imsak vaktinden 1 saat kadar önce geleni makbuldür. Yani öyle 2 saat önce gelip yok yere uyandıranı sevilmez pek.

Fabrikada çalışan tanıdığım çok olduğu için söylüyorum, çoğunun pek işine yaramaz bu davulcular. Bazılarını uyandıramaz da, uyandırdıkları zaman Ramazan falan dinlemez söverler. Halbuki davulcu dediğin uzaktan uyandırmalı öyle evin dibine gelip davul çalmakla uyanır mı adam. Hem ne demiş atalarımız, davulun sesi uzaktan…

Bir çok atasözüne karışmıştır davulcular, gerek manilerinden dolayı olsun gerek o ince seslerinden, kızlarımız için kızını boş bırakırsan ya davulcuya gider, ya zurnacıya demişler. Ramazanda söylendiğini tahmin ediyorum bu atasözünün çünkü çoğu yörede davul yerine zurna çalınır uyandırmak için. İnce saz.. Oynaya oynaya uyandırır adamı valla..

Şakası bir yana bu davulcuya kaçma mevzuu benim dikkatimi çeker, gerçekten kızlardan duyuyorum böyle şeyler. Şaka amacıyla söylendiği apaçık belli olsa da “ya bizim davulcunun sesi çok güzel, yok bizim davulcudan iyisi yok falan..” Söylesenize ince sesine mi vuruldunuz davulcunun?

Birkaç mani örneği vermeden geçmek olmaz şimdi.. Buyrun Ramazan manileri..

Akşam ezanı dinlemek
Sahur vakti yemek yemek
Ramazana mahsus şeydir
Gece davulcu söylemek

Akşamdan pilavı pişirdim 
Gene karnımı şişirdim 
Çok mani diyecektim ama 
Defteri yolda düşürdüm

Davulun içi pekmez
Çalarım fakat ötmez.
Bir bahşiş vermezseniz
Davulcu buradan gitmez.  

Bu kadar yeter, öylesine anmak istedim davulcuyu. Bizim davulcuyu da anmadan edemeyeceğim. Bir mani söylüyor mübarek 5 yıldır aynı mani.. Başını hatırlamıyorum da sonu hep aynı.. “Bey abimizi sorarsanız, mahallenin bir tanesi..” 😉

Karar Verdim 1 saate Bırakıyorum Seni

Yeni duygulara bürünmek için uçtuğum hayali gökyüzünden sana baktığımı hissediyorum. Sözcüğü ile başlamak istedim yazıma sebebi belli değil. Bir aşk çıksa karşıma, öyle bir bağlansam ki ona hiç bırakmasam. O da bana bağlansa Avatar filmindeki gibi.. Bağlarımız ayrılmasa.. Ah ah.. :/

Son günlerim remsen boşlukta geçiyor, bir günde hayal kurmak için bir kelebek ömrü kadar zaman buluyorum. Ne kadar çok bir zaman.. Her şeyin hayalini kuruyor hayaller evreninde yaşıyorum. Bilgisayar başından neredeyse hiç ayrılmıyorum. Bir kıza bağlanayım derken bilgisayara bağlandım yani, öyle düşün. Hadi ramazan diye arada iftara sahura gidiyorum yukarıya. Sonra bazen uyuyorum. Babam gibi hayretlere düşüyorum ben de uyuduğum zamanın azlığını farkedince. Bana “sen uyuyor musun?” diye sormuştu. Gerçekten öyle. Az uyumak sorun değil de şu alete bağımlı olmak beynimi çorba ediyor. Resmen asosyalitenin dibine vurdum yani. Facebook ve twitter la sosyallik mi olur lan, kalk artık şu aletin başından.

Neyse sınırları zorladığım dün bile 9 saat bu aletin başında kalmışım. Bir de aşık olabilir miyim diye düşünüyorum. Böyle aşık mı olunur. Sana aşık olan kızlar haklı, senin hayatın bilgisayar oldu. Yapılacaklar listemi yapıyorum şükür ama bir sorun var 3+ olarak zaman ayırdığım bilgisayar 3x oldu. Tamam, karar veriyorum. Kararım kesin net, okulda gördüklerini hatırla kerim, karar verme sürecine gir artık. İşte kararımı açıklıyorum. Bugünden itibaren, bilgisayar başında durma süremi yavaş yavaş azaltıp minimuma indireceğim. Hayır teknoloji de bana karşı çalışıyor yani. Yok 3g yok internet her yerde. Ey kerim!! Titre ve kendine gel..

Şu çocuk resmi de benim muhtemel çocuğum. 3 yaşında bilgisayar başında oturacağından adım gibi eminim.. Konuşmadan önce tuş takımının çıkardığı sesleri öğrenir herhalde. Tabi ben şu aletin başından kalkıp kendime bir aşk bulabilirsem.. :/

Aşık olma mevzuunu dün arkadaşla konuştuk azıcık. En sonunda karar verdik, her şeyi oluruna bırakacağız. Bir de acele etmeyip bu aşkın zaman aldığını öğrendik handeden.. 🙂 Bu ünlülere de isimleriyle hitap etmeyi acayip seviyorum. Ünlü olsam da desem, sertap nasılsın ya.. Neyse, işte o aşk konusu da böyle kapandı dün.

Şimdi yeni kararımı uygulamak için 1 saat sonra bilgisayarımı kapatacağım bana ulaşmak isteyenler mail adresimi kullansın. Bir de şarkı koyalım sonuna tam olsun.

http://fizy.com/#s/20u4sa
Hep beraber.. Dertli ne ağlayıp gezersin burda.. Ağlatırsa Mevlam yine güldürür.. 😉